Tüketici Rantı

Bir mal ve hizmete her tüketici farklı değerler verir. Bunun sonucunda bir maldan çeşitli fiyatlardan satın alınmak istenen miktarlar her alıcı için farklı olur. Bazı alıcılar bir mala, öteki alıcılardan ve satın almak istedikleri öteki mallardan daha fazla önem verdiklerinden dolayı daha fazla para ödemeye razı olurlar. Bazı alıcılar ise, sözü edilen malı yalnızca ucuzlayınca almak isterler. Farklı alıcıların aynı mala farklı fiyat ödemeye nazır olmalarına karşın yukarıda açıklandığı gibi tam rekabet piyasasında her mal için tek fiyat vardır. TÜketicilerin bir bölümü o malı alabilmek için denge fiyatının üzerinde bir fiyat ödemeye hazır oldukları halde, piyasada geçerli sabit denge fiyatından o malı satın almaktadır. 

Denge fiyatının üzerindeki fiyatlardan, söz konusu malı satın almaya razı olan alıcıların, bu malı denge fiyatından alabilmeleri, bunlar için bir tür gelirdir (kazançtır). İşte bu gelire tüketici rantı adını veriyoruz. Bu açıklamaya bağlı olarak tüketici rantının, bir tüketicinin belirli bir malı satın alabilmek için ödemeye razı olduğu fiyat ile piyasada oluşan ve ödediği denge fiyatı arasındaki fark olduğunu söyleyebiliriz. 

Belirli bir piyasada herhangi bir malı satın alan tüketicilerin sağladıkları toplam tüketici rantı aşağıdaki şekilde gösterilmiştir Örneğin tüketiciler arasında bazılarının ödeyebileceği en yüksek fiyat OP2'ye kadar çıkabilir. Bu durumda P1P2 taralı alanı toplam tüketici rantını oluşturacaktır. Çünkü piyasada oluşan denge fiyatı OPı; bu fiyattan alınan yani talip edilen miktar OQı'dir. OPı fiyatından daha fazla fiyat ödemeye razı tüketiciler olabilecektir.

Üretici Rantı

Yine belirli bir piyasada oluşan denge fiyatı OPı; bu fiyattan satılan miktar da yani arz miktarı da OQı olsun. OPı fiyatından ürününü daha düşük fiyattan satmaya razı üreticiler (firmalar) de olabilecektir. Ürününü denge fiyatından daha düşük fiyatla satmak isteyen üreticilerin, OPı fiyatından satış yapmaları durumunda birim başına P1P3; toplam olarak da P1P3K taralı alanı kadar bir kazançları olacaktır. Bu kazanca da üretici rantı veya üretici artığı adı verilir

 

King Yasası (King Teoremi)

Tarım ürünlerinin arzı çok kısa dönemde hemen hiç değiştirilemez. Başka bir deyişle, kısa dönemde tarımsal ürün arzı esnekliği yaklaşık olarak sıfıra eşittir. Tarım ürünleri talebi ise, gerek besin maddeleri, gerekse tarımsal hammaddeler için düşük bir esnekliğe sahiptir. Bu durumda arzdaki değişmeler, tarımsal ürün fiyatlarını ve tarımsal ürün üreticilerinin gelirlerini geniş ölçüde etkiler. Tarımsal ürün arzı ile gelirler arasında varolan bu ilişkiyi ilk kez, XVII. yüzyılın sonlarına doğru bulan İngiliz düşünür Gregory King olmuştur. Bu ilişki, ekonomi yazınında "King Yasası" veya "Bolluk Paradoksu" olarak bilinir. King Yasası daha çok buğday ve buğday türü ürünlere uygulanır. Sebze ve meyveler için pek geçerli değildir. Gregory King, buğdayarzında % 10 bir azalmanın buğday fiyatını % 100 arttırdığını saptamıştır.

King Yasası daha sonraları Malthus 'cu bir görüşle belirtilmiştir. Şöyle ki; buğday miktarı aritmetik bir dizi izleyerek azalırsa, fiyatları ters yönde ve geometrik bir dizi izleyerek yükselir. Bu durum çiftçinin bol ürün yıllarında zarar gördüğünü ve ürünün kıt olduğu yıllarda ise gelirinin arttığını gösterir. Ürün bolluğu nedeniyle ürün fiyatlarının düşmesi durumunda, çiftçilerin gelirlerini aynı düzeyde tutabilmek için ekim ve dikim alanlarını genişlettikleri ve bu şekilde fiyatların daha da düşmesine yol açtıkları görülür.

Rene Ray, King Yasasını aşağıdaki gibi özetlemiştir.

Ürün miktarı (Q).................. i, 0.9, 0.8, 0.7, 0.6, 0.5
Birim fiyatı (P)..................... i, 1.3, 1.8, 2.6, 3.8, 5.5
Toplam Gelir (R = P.Q) .. i, 1.171, 1.44, 1.82, 2.28, 2,75 

King Yasası kapalı ve azgelişmiş bir ekonomide geçerli olabilir. çünkü ürün az alınca döviz yetersizliği nedeniyle, dış alım olanakları, söz konusu olmayacaktır. Azgelişmiş bir ekonomide ise zorunlu gıda maddeleri talep esnekliği genellikle 1'den büyüktür ve doyum zayıftır. Ekonomi geliştikçe ve gelirler arttıkça talep esnekliği l'den küçük olmaya başlar ve doyum kuvvetlenir.

İkinci olarak, King Yasasının uygulama alanı bulabilmesi için ikame olanakları bulunmamalıdır. Aksi halde, talep ikame mallarına yönelir ve fiyatı yükselen tarım ürününün satışları sınırlanır 

Durumu şekillerle daha iyi göstermek olurludur: Şekilde görüldüğü gibi, talep miktarı aynı kalmak koşulu ile, arz miktarının Qı'den Q2'ye çıkması (talep eğrisi sabit kalmak koşulu ile, arz eğrisinin tüm boyutları ile sağa kayması), toplam tarımsal geliri azaltan bir sonuç doğurur. Arzda QıQ2 kadar bir artış ve inelastik (esnek olmayan) arz eğrisinin S'den S T e kayması, fiyatı P1' den P2'ye, gayri safi satış gelirini de OPıEQı' den OP2E1Q2'ye düşürmektedir.

Buna karşılık, şekil'de görüldüğü gibi, arz azalınca, yani arz eğrisi Q ı'den (h'ye kayınca, talep değişmemek koşulu ile, fiyatlar yükselir ve üreticinin toplam tarımsal gelirini arttıran bir sonuç doğurur. E1 noktasında toplam gelir OPıEQı alanı, Eı noktasında ise OP2EıQ2 alanıdır ve talep esnekliğinin zayıf oluşu ikinci alanı birinciden büyük duruma getirir.

 

Pareto Gelir Dağılım Formülü 

İtalyan Ekonomisti Vilfredo Pareto'ya göre, ulusal gelirin aileler arasında bölüşümü, hemen her toplumda piramit benzeri bir dağılım göstermektedir. Piramidin tepesinde, yani en sivri noktasında, o toplumun en yüksek gelir düzeyine ulaşmış bir kaç aile; piramidin tabanına doğru inildikçe, yani daha düşük gelir düzeylerine geldikçe genişleyen gruplar; ve nihayet en düşük gelir grubunda, yani piramidin tabanında, en yüksek sayıda aile bulunmaktadır.

Pareto, gelir bölüşümünün bireylerin çeşitli kapasitelere sahip bulunmaları nedeniyle kişiler arasında eşit bir bölüşüm göstermeyeceğini ileri sürmüştür. Bu bir yasa niteliğindedir ve değişmezliğe sahiptir. Dolayısıyla gelir bölüşümü, gönenç (refah) maksimizasyonunu etkilemeyen bir veri durumdur. 

Gelir bölüşümündeki eşitsizliği ve fakirliği karşılaştırmalı olarak gösterebilmek için, aşağıdaki şekilde iki Pareto bölüşüm eğrisi çizilmiştir. 

Yukarıdaki eğrilerin biçimine göre, 1 numaralı eğri 2 numaralı eğriye oranla daha büyük bir gelir eşitsizliğini belirtir. Çünkü daha yayılmış durumdadır.

Fakirlik derecesine göre, 2 numaralı eğri 1 numaralı eğriden daha fakir bir toplumu gösterir. Gelirin alt dilimlerinde yer alan bireylerin sayısını kapsayan dikey eksenle MN arasındaki uzaklık kısa olduğu oranda fakirlik derecesi yüksek olacak demektir.

Kaynak: Prof. Dr. Hüseyin Karakayalı

 

Marjinal Teknik ikame Oranı

Üretim öğelerinin birbiri yerine ikamesinin sınırlı da olsa olurlu olduğunu yukarıda belirtmiştik. Ancak bu ikamenin bir teknolojik sınırı bulunduğunu hemen eklemek gerekecektir. Bunun nedeni, bir öğenin üretiminde kullanılan sonuncu birimin sağladığı ürün artışının (marjinal fiziki ürünün), o öğenin üretimdeki payı arttıkça azalmasıdır. işte eş­ürün eğrileri aynı zamanda, bir üretim öğesinden kullanılan miktarın belli bir ölçüde (K) azaltılması (ya da arttırılması) karşısında, aynı ürün miktarının (Q) korunabilmesi için, öteki üretim öğelerinden kullanılan miktarın hangi ölçüde (L) arttırılması (ya da azaltılması) gerektiğini de gösterirler. Belirli sınırlar içinde üretim öğelerinin bimirleri yerine kullanılabilmesi, ekonomide, teknik ikame olarak adlandırılır._Bir  öğenin diğerini ikame gücü, bir oran yardımıyla ifade edilebilir. Bu orana, "Girdiler Arası Marjinal Teknik ikame Oranı" adı verilir. Teknik ikame oranına ulaşmak için, eş-ürün eğrisinin herhangi bir noktasındaki eğimini (- ) ile çarpmak yeterlidir. 

Teknik ikame oranı, yukarıda ifade edilen biçimiyle, türevsel niteliktedir. Bu nedenle, yönü ne olursa olsun, eş-ürün eğrisinin herhangi bir noktasındaki teknik ikame oranı tek değerlidir. Bir başka deyişle, emek öğesinin bir birim arttırılması durumunda sermayedeki azalış ne kadarsa, emek öğesinin bir birim azaltılması durumunda arttırılması gerekli sermaye miktarı da yine o kadardır.

Yukarıdaki şekil'de x ekseni üretim öğelerinden emeği, y ekseni ise sermayeyi temsil etmektedir. Şekil üzerinde yer alan Q eş-ürün eğrisi belirli bir ürün miktarını göstermektedir. Bu ürün miktarını hem (Lı - Ki) öğe bileşimi ile, hem de (L2 - K2) öğe bileşimi ile elde etmek olanağı vardır. Her iki öğe bileşiminde de, kullanılan öğe miktarlarına indirilen doğruların kesiştikleri A ve B noktaları Q eş-ürün eğrisi üzerinde bulunmaktadır.

Eş-ürün eğrisi üzerinde (A) bileşiminden (B) bileşimine geçerken (Şekil) aynı ürün düzeyini korumak amacıyla sermaye (K) öğesi daha az kullanıldığı için emek (L) öğesi onun yerine ikame edilmektedir. (B) noktasında (K) kadar daha az sermaye öğesi, (L) kadar daha çok emek öğesi kullanılmaktadır. O halde, firmanın üretim süreçlemesinde kullandığı sermaye miktarını (K) kadar azalttığı zaman, aynı eş-ürün eğrisi üzerinde kalma koşuluyla, emek öğesinden almak istediği (L) kadardır.

Eş-ürün eğrisinin eğimine eşit olan MTİO aynı zamanda öğelerin marjinal fiziki verimlilikleri oranına da eşittir. Bir malın üretiminde kullanılan öğelerin bileşimi değiştirildiği durumda, aynı miktar ürün elde etmek istendiğinde, girdilerin hangi ölçüde değiştirilebileceği, onların marjinal fiziki verimlerinin birbirine oranı ile belirlenir.

 

Örümcek Ağı (COBWEB) Kuramı 

Buraya kadar yaptığımız arz-talep çözümlemelerinde, fiyat değişmelerinin arz ve talep miktarlarında derhal bir tepki doğurduğu varsayımına dayandık. Ancak bazı mallarda, özellikle tarım ürünleri gibi, üretimleri uzunca bir zaman aralığına (hububatın bir yıl, kauçuğun beş yıl istemesi gibi...) gereksinim gösteren malların arzını, piyasadaki talebe göre oluşacak bir yüksek fiyat karşısında yıl içinde arttırmak hemen hemen olanak dışıdır. Böyle bir yüksek fiyat karşısında çiftçilerin duyarlılığı genellikle gelecek yılın ürünü üzerinde kendini gösterecek ve çiftçiler bu yüksek fiyatın çekiciliği karşısında daha bol üretimde bulunmak yoluna gidebileceklerdir. Bu durumda, gelecek yılın arzı bu yılın fiyatına, bu yılın arzı da geçen yılın fiyatına bağlı kalacaktır. Daha açık bir deyişle bu üretim dönemine ait arz, geçen dönemin fiyatlarının fonksiyonudur. Talep için ise böyle bir özellik söz konusu değildir. Eğer, bu üretim döneminin yüksek fiyatına bakarak çiftçiler daha bol üretimde bulunmak yoluna giderlerse; gelecek yıl piyasaya sürülen ürün artacak, buna karşılık talep esnekliği düşük olan tarımsal ürünlerin fiyatında büyük olasılıkla bir düşme görülecektir. Sözünü ettiğimiz olay, ekonomistlerin gözünden kaçmamış ve 1938 yılında EZEKİEL "Cobweb Kuramı" adıyla yayınladığı makalesinde, üretim ve fiyat kuramına büyük bir katkıda bulunmuştur.

        Ezekiel'e göre Cobweb Kuramı aşağıdaki koşuların varolduğu mallar için söz konusu olabilir.

- Tam rekabet koşulları altında üretimin, fiyata karşı tam duyarlık gösteren üreticiler tarafından saptandığı mallar

- Üretimin gerçekleşmesi için gerekli zamanın, en az bir yıllık dönemi kapsayacak kadar uzun olduğu mallar.

-Fiyatın cari arzla belirlendiği mallar Yukarıda anlaşılacağı gibi, fiyat ya da üretimin hükümet kararları veya tekelci rekabet koşullarının egemen olduğu piyasalar tarafından belirlendiği mallar için Cobweb etkilerinden söz edilemeyeceği gibi, üretimin spontane talep değişikliklerine tam duyarlılık gösterdiği mallar için de söz konusu olamaz.

Ezekiel ve diğer ekonomistlerin oluşturduğu Örümcek Ağı ekonomi kuramı, kısmi dinamik çözümlernelere giriş niteliğini taşımaktadır. Anılan ekonomistler, Örümcek ağı' nın bir dengeye doğru gittiği ve bir denge noktasında birleştiği durumu incelemekle yetinmemişler, ayrıca örümcek ağı'nın dengeden uzaklaştığı ve patlamaya doğru gittiği durumu ile örümcek ağı'nın aynı büyüklükte sürekli salınım gösterdiği durumu da incelemişlerdir. Bu üç durum arasındaki fark, söz konusu arz ve talep eğrilerinin esnekliklerinin farklı oluşundan kaynaklanmaktadır. Eğer arz talebe oranla esnek değilse; istikrarlı denge (azalan dalgalanmalar) talep ve arz eğrilerinin esneklikleri aynı ise; nötr denge (sürekli dalgalanmalar) ve nihayet arz talebe oranla esnekse; istikrarsız denge (artan dalgalanmalar) söz konusu olacaktır. Şimdi, bu üç ayrı durumu şekiller üzerinde izleyelim ve nedenlerini araştıralım. 

İstikrarlı Denge: Şekilde herhangi bir x tarımsal ürününün piyasasında denge fiyatı oluşmuşken, örneğin gelir artışı nedeniyle talep eğrisi sağa doğru kaymış olsun. Bu durumda denge fiyatı ve alım - satım miktarı yükselecektir. Arz fonksiyonu gecikmesiz olsaydı, talepteki artışa arz da derhal cevap vermiş olacaktı. Ancak arzın gecikmeli oluşu, denge noktasına giderken fiyatın bu denge noktası etrafında dalgalanmasına yol açacaktır.

İlk dönemde fiyat düzeyi Pı'dir. Bu fiyat düzeyinde OQı kadar talep, OQ2 kadar da arz söz konusudur. Yani QıQ2 kadar arz fazlası vardır. Bu arz fazlası fiyatların P2 düzeyine düşmesine neden olacaktır. Bir sonraki dönemde üreticiler bu P2 gibi düşük fiyattan OQ3 kadar arz ederlerken, piyasa talebi OQ2 düzeyindedir. Q3Q2 kadarlık talep fazlası fiyatları yükselterek P3 düzeyine çıkmasına neden olacaktır. Bir sonraki dönemde ise, bu P3 fiyat düzeyinde OQ3 kadar talep, OQ4 kadar ise arz söz konusudur. Yani Q3Q4 miktarında bir arz fazlası vardır. Bu arz fazlası yine fiyatların düşmesine neden olacak ve süregiden bu oluşum sonunda piyasa dengesinin P4 gibi bir denge noktasında kurulmasını sağlayacaktır.

İstikrarsız Denge: Şekil'de talep doğrusunun eğiminin arz doğrusunun eğiminden küçük olduğu hallerde fiyat dalgalanmaları azalıp bir denge noktasında duracağına gitgide şiddetlenir. Şekilde ilk dönemde Pı fiyat düzeyinde OQı kadar talep ve OQ2 kadar arz vardır. Arzın talepten QıQ2 miktarında fazla oluşu fiyatı P2 düzeyinde düşürecektir. Bu P2 fiyat düzeyinde OQ3 kadar arz ve OQ4 kadar talep söz konusudur. Yani Q3Q2 kadar bir talep fazlası vardır. Bu talep fazlası fiyatı P3 düzeyine çıkaracaktır. Bu fiyat düzeyinde üreticiler, fiyatların artmasıyla üretimlerini arttıracaklarından OQ3 kadar talep ve OQ4 kadar da arz söz konusudur. Yani Q3Q4 kadarlık bir arz fazlası vardır. Bu arz fazlası, doğaldır ki fiyatları yeniden düşürecek ve bu fiyat iniş-çıkışları arz ve talep arasındaki dengesizliği daha da bozarak piyasa dengesinden giderek uzaklaşılmasına neden olacaktır. Böyle bir koşulda, denge durumundan bir kez ayrılınması halinde, piyasa dengesinin yeniden kurulması olası olmayacaktır.

Nötr Denge: Şekil'de talep ve arz eğrisinin esneklikleri aynı olduğu için fiyat dalgalanmaları eşit şiddette devam eder. Fakat yine yeni bir denge noktasına varmanın olanağı olmadığı gibi; dengeden gitgide uzaklaşma da söz konusu değildir.

Şekilde P1 fiyat düzeyinde OQı kadar talep OQ2 kadar arz söz konusudur. Arzın fazla olması fiyatı P2'ye düşürecek ve bu kez OQı kadar arz ile OQ2 kadar talep karşımıza çıkacaktır. Talebin QıQ2 kadar fazla oluşu fiyatı yine Pı düzeyine çıkaracak ve bu fiyat iniş-çıkışı ile arz ve talep dengesizliği bozulmaksızın aynı şekilde devam edecek, ancak bir türlü denge noktasına ulaşmak olası olmayacaktır.

Yukarıdaki açıklama belli bir dönemdeki arz miktarının bir döneni önceki fiyata göre oluştuğu, her dönem elde edilen ürünün o dönem içinde satıldığı varsayımına dayanmaktadır. Bu varsayımlar gerçek yaşama uymayabilir. Eğer üreticiler yükselen veya düşen fiyatın sürekliliği kanısında değilseler, satıcı veya alıcıların elinde stok bulunuyorsa, ihracat ve ithalat yapılıyorsa, üretim miktarını değiştirmeyebilirler.

 

Lorenz Eğrisi Nedir

Gelir bölüşümündeki eşitsizliği göstermek için, çoğu kez, Lorenz eğrisi kullanılır. Yoğunlaşma eğrisi adı da verilen Lorenz eğrisini Amerikalı istatistikçi Max Lorenz (1905) geliştirmiştir. Lorenz eğrisi, gelir dağılımı çalışmalarında yaygın olarak kullanılan ve bazı gelir dağılımı eşitsizliği ölçülerinin hesaplanmasında temel alman grafik ile gösterim şeklidir. Eğriyi oluşturabilmek için bireyler ve hane halkları gelirlerinin büyüklüğüne göre en küçükten başlayarak büyüğe doğru sıralanır. Lorenz eğrisinin yatay ekseninde bu şekilde sıralanmış birey veya hane halklarının nüfusunun birikimli (kümülatif) yüzde payları, dikey ekseninde ise bu birey veya hane halklarının elde ettikleri gelirin birikimli (kümülatif) yüzde payları yer alır. Böyle bir Lorenz eğrisi, nüfusun yüzde kaçının gelirin yüzde kaçını aldığını gösteren noktaların birleştirilmesi ile elde edilir. 

Lorenz eğrisi, eğer gelirin dağılımda bir eşitlik söz konusu ise, herkesin gelirden eşit ölçüde pay aldığını ifade etmek için "tam eşitlik doğrusu" (Eş bölüşüm doğrusu) (OL) adını alır. Başka bir deyişle, gelirler bireyler arasında eşit olarak dağılmışsa Lorenz eğrisi mutlak eşitlik doğrusu ile çakışarak 45°'lik bir doğru biçimini alacaktır. Bu durumda, gelir elde edenlerin örneğin %N' i toplam gelirin %N' ini elde edecektir. Lorenz Eğrisinin tam eşitlik doğrusundan uzaklaşmaya başlayarak daha çukur hale gelmesi, gelir paylaşımında eşitsizlik olduğu anlamına gelmektedir ve gerçek hayatta kişisel gelir dağılımı mutlak eşitlikten oldukça uzakta yer almaktadır. Başka bir deyişle, gelir dağılımı ne kadar eşitsizse (gayri adil) Lorenz eğrisiyle eş bölüşüm doğrusu arasındaki alan o kadar büyük olacaktır.

Gelir dağılımında eşitsizlik var olduğu sürece, en alt gelir grubu örneğin nüfusun en az gelirli %20'sinin toplam gelirin %6'sını aldığı V noktasından sonra %50'sinin toplam gelirin %20'sini aldığı R noktası ve %80 ini toplam gelirin %50'sini aldığını S noktası ortaya koymaktadır. Nüfusun en zengin %20'si de gelirin geri kalan %50'sini alır Bu, oldukça eşitsiz bir gelir dağılımının varlığını göstermektedir. 

Lorenz eğrileri, çeşitli ülkelerin gelir bölüşüm durumlarını karşılaştırmak için kullanıldığı gibi, bir ülkenin belirlenmiş bir zaman içinde veya uzun bir dönemde gelir bölüşümünde gösterdiği değişmeleri saptamak için de kullanılabilir. İki gelir dağılımı karşılaştırıldığında eğer bir dağılımın Lorenz eğrisi, dağılımın her noktasında diğer dağılımın Lorenz eğrisinin üstündeyse, ilk dağılım daha az eşitsiz bir dağılım gösterir. Dağılımlardan ilkine A dağılımı, ikincisine B dağılımı diyecek olursak iki dağılımın birbirine göre konumları aşağıdaki gibi olacaktır. Bu durumda A dağılımı, B dağılımına "Lorenz baskın"dır 

Kaynak: Prof. Dr. Hüseyin Karakayalı

Tekelci Rekabet Piyasası 

Eksik rekabet piyasalarından en çok karşılaşılan bir piyasa türü de, hem rekabet hem de tekel özelliklerine birlikte sahip olan, bu nedenle de tekelci rekabet şeklinde adlandırılan piyasalardır. Bu piyasaların genel özelliği, tam rekabet özellikleri içinde en önemlisi olan çokluk (atomisite) varsayımının varlığına karşın türdeşlik (homojenlik), açıklık (şeffaflık) ve akışkanlık (mobilite) koşullarının tam olarak ve zamanında gerçekleşmemesi veya üreticiler tarafından bu özelliklerin gerçekleşmesinin kısmen veya tamamen engellenmesidir. Bu piyasanın en önemli özelliği malın farklılaştırılmış olmasıdır. Her marka mal hemen hemen aynı gereksinimi karşılamasına karşın, her firma kendi malını diğerlerinden farklı olarak tüketiciye tanıtır. Mal gerçekte veya görünüşte farklılaştırılabilir. Bazı mallar teknolojik olarak diğerlerinden daha üstün olabilir. Ancak bazen de bu farklılık yalnızca malın ambalaj ve ismine yansıyabilir. 

Böyle piyasalara, çok sayıda ve küçük ölçekli firmaların etkinlikte bulundukları perakende ürün piyasaları örnek olarak gösterilebilir. Bu piyasalarda satılan ürünlerin üretimi ve kalite farklılaştırılması oldukça kolay olup, bunlar çok geniş ve yaygın tüketilen ürünlerdir. Bunlara somut örnek olarak yaygın kullanılan küçük elektrikli ev araçları, temizlik ürünleri, bisküvi, makarna, sucuk, salam ve peynir gibi üretimi oldukça kolay gıda maddeleri; hatta gelişmiş ve belirli gelir düzeyine ulaşmış kentlerde özel hastane, özel üniversite, otel ve lokanta işletmeleri gösterilebilir. 

Bu piyasa türü, özetle tekelci rekabet kuramı şeklinde adlandırılan bir kuram çerçevesinde ele alınmıştır. Bu kuramın kurucuları ise, özellikle Edward CHAMBERLINE ve Joan ROBINSON'dur. Öyle ki tekelci rekabet kuramı, piyasa çözümlemelerinde CHAMBERLINE kuramı veya yaklaşımı olarak da anılmaktadır. 

Bu ekonomistler 1930'lu yılların başında, ürün piyasası (mal ve hizmetler) çözümlemelerinin bir birinin karşıtı olan tam rekabet ve tekel piyasalarına göre yapılmak suretiyle sınırlandırıldığım; bunda da piyasa ve firma dengesine ilişkin açıklamaların çokluk özelliğine göre yalnızca fiyat ve miktar unsurları açısından yapıldığını eleştirerek, türdeşlik özelliğini, bazı mamul ve yarı mamul ürünler dışında hemen hemen hiç işlemediğini;Firmaların ürün veya kalite farklılaştırılması yoluyla bu özelliğinin gerçekleşmediğini kolayca boza bildiklerini; reklam ve benzeri uygulamalarla tüketicilerin eksik veya belli ölçüde pek gerçek sayılmayan şekilde bilgilendirilebileceklerini; böylece şeffaflığın aksayabileceğini, tüketici kararlarında ikame olanaklarının önemli rol oynayabileceğini; nihayet üreticilerin çeşitli önlemlerle başka rakip firmaların piyasa girişlerini engelleyebileceklerini, yani akışkanlığın da belli zaman ve ölçülerde aksayabileceğini ileri sürerek; hem tam rekabet, hem de tekel piyasasının gerçeği yansıtmadığını iler sürmüş ve tekelci rekabet kuramını kurmuşlardır. Böylece, daha çok karşılaşılan gerçek piyasa türlerinde firma ve piyasa dengeleri, fiyat-miktar boyutu dışında, farklı açılardan ele alınmış olmaktadır.

Tam rekabet piyasasında mal özdeş (homojen) olduğu için bu malı üreten firmaların oluşturduğu topluluğa endüstri adı verilirken, Tekelci rekabet piyasasında benzer ürünü üreten firmaların mal farklılaştırması yapması bu üreticiler topluluğuna grup adının verilmesine neden olmaktadır. 

1- Tekelci Rekabet Piyasasında Kısa Dönem Dengesi ve Tekelci Yönü

Tekelci, rekabet piyasasının oluşumu, firmaların sattıkları veya ürettikleri malların ikame niteliklerine dayanır. Firmanın ürettiği mal ikamesi kolay bir mal ise (çapraz elastikiyeti pozitif ve yüksek), firma tam rekabet piyasası koşullarında etkinlik gösteren bir rakip firma niteliği kazanacaktır. Tersine firmanın ürettiği malın ikamesi zor ise (çapraz elastikiyeti küçükse), firmanın ürettiği mala rakip malların piyasaya çıkması zorlaşacağından bu kez firma tekelci niteliğe bürünecektir.

Böylesi bir durumda firma, piyasada tek satıcı niteliğini kazanacağından, tekelci kârı (aşırı kâr) elde edebilecektir. 

Şekil'da piyasanın tekel niteliğine sahip olduğu kısa dönemde, tekelci firma marjinal gelirini (MR), marjinal maliyetine (MC) eşitleyebilmek için (A noktasında), OQı kadar malı OPı fiyatından üretip satacaktır. Bu miktar malın ortalama maliyeti ise K noktasının belirlendiği N'dir. Böylesi bir denge halinde firma P1NKL alanının tanımladığı alan kadar tekelci kâr elde edecektir.

Şekil : Kısa Dönem Tekelci Rekabet Piyasası Dengesi 

Ancak, piyasaya giriş-çıkış serbestisinin bulunması, firmanın kısa dönemde elde ettiği tekelci niteliği sürdürmesini engelleyecektir. Çünkü piyasada aşın kârın ortaya çıkması, firmanın ürettiği malın yakın ve uzak ikamelerinin üretilmesine ve yeni firmaların piyasaya girmesine neden olacaktır. 

2- Tekelci Rekabet Piyasasının Uzun Dönem Dengesi ve Rekabetçi Yönü 

Tam rekabet özelliklerinden akışkanlık (mobilite) koşulunun aksaması veya gecikmesi, piyasasının tekeci rekabet yapısını korumasına veya bu yapının devamına neden olabilir. Ancak bu özellik gerçekleşirse, tekelci rekabet piyasasında çokluk özelliğine karşın tek satıcı konumunda olan firma veya firmaların sağladıkları aşırı kar (firma karı) üreten hem bu ürünü hem de ikamesini üreten firmaların piyasaya girişini özendirecek ve bu ürünün üretimi, yani arzı artacaktır. Talep sabit kaldığı için arzın artması fiyatı düşürerek piyasa dengesinin yeniden oluşmasına yol açacaktır. Kısaca piyasada arz artmış ve fiyat düşmüştür. 

Piyasa fiyatının bu şekilde düşüşü, piyasada yüksek fiyat uygulayarak aşırı kar sağlayan firmayı etkileyecek, bu firmanın malına karşı olan talebi azalacaktır. Firma talebindeki bu azalış, firmanın alıcılarına uygulayacağı fiyatın, ortalama maliyetine eşitleninceye kadar devam edecektir. Daha açık bir deyişle, aşırı kar sağlayan firma, piyasa fiyatının düşmesi sonucu kendi ürününe olan talep düşüşünü göz önünde tutarak, daha fazla müşteri yitirmemek amacıyla fiyatı, ortalama maliyetini karşılayacak düzeye kadar düşürecektir. 

Teknik olarak bu gelişme, şekilde (AR') (D) firma talebinin ortalama maliyet eğrisine (E) noktasında teğet olması ile gösterilmiştir. Bu yeni duruma göre firma dengesi, Q2'de oluşmuştur. Bu yeni dengeye göre firma OQ2 kadar ürünü P2 fiyatına satmak durumunda kalacaktır. Burada OQ2< OQ, ve P2<P, 'dir. Fakat firmanın uyguladığı bu yeni (P2) fiyatı, yeni piyasa fiyatından yine de yüksektir. Bunun anlamı, firmanın müşterisi azalsa da kalan özel müşteriye eskisine göre daha düşük, fakat piyasa fiyatına göre yine de yüksek bir fiyat uygulayabilmesidir. 

Ancak burada çok önemli bir noktayı iyi kavramak gerekir. O da firmanın yeni fiyatı ortalama maliyetini karşılayabilecek düzeye düşürürken aşırı karın ortadan kalmasıdır. Çünkü şekilde D noktasına göre firma dengesi OQ2 satış miktarı ile gerçekleşmiştir. Firma uygulayacağı yeni fiyatı, bu kadar malın ortalama maliyetine eşit oluncaya kadar düşürecektir. Bu da E noktasına göre P2 fiyatıdır. Ancak bu şekilde oluşan yeni firma dengesini, normal kar durumu ile karşılaştırmak gerekir. 

Burada firmanın uyguladığı yeni fiyat (P2) ortalama maliyete eşit olsa da bu fiyat, ortalama maliyetin minimumuna eşit değildir. Halbuki, anımsanacağı gibi normal kar durumu, fiyatın ortalama maliyetin minimumuna eşit olması durumudur. Burada firma, uygulayacağı yeni fiyatı ortalama maliyetin minimumuna kadar düşürmediği için, yine de aradaki fark kadar bir gizli kar sağlıyor veya firma fiyat düşüşlerine karşı satışını azaltarak korunuyor demektir. Ancak bu durum da uzun süre devam edemez. Piyasaya girişler sürebilir veya ikame ürünlerinin (rakip mallar) üretimi artabilir ve sonuçta tekelci rekabette fiyat, aşırı kar sağlayan firmaların ortalama maliyetlerinin minimumuna kadar düşebilir. Başka bir deyişle, bu sürecin sonucunda tekelci rekabet piyasası, firmaların normal kar düzeyinde çalıştıkları tam rekabet piyasasına dönüşebilir. 

Şekil: Uzun Dönem Tekelci Rekabet Dengesi 

Tekelci Rekabet Piyasasının Değerlendirilmesi 

Tekelci Rekabet Piyasasını firma ve piyasa düzeyinde değerlendirebiliriz. Firma düzeyinde kısa dönem tam rekabet, tekelci rekabet ve tekel piyasalarında aşın kâr elde edebilmektedir. Uzun dönemde ise fiyat üzerinden rekabetin olmaması ve piyasaya giriş-çıkış serbestisinden dolayı tam rekabet ve tekelci rekabet piyasalarında aşın kâr ortadan kalkar. Buna karşılık tekel piyasasına giriş engeli olduğu için uzun dönemde aşırı kâr devam eder.

Piyasa dönemindeki karşılaştırmada yukarıda belirlediğimiz firma özelliklerinden dolayı uzun dönemde değerlendirildiğinde daha etkili sonuçlara ulaşılabilir. Uzun dönemde Tam Rekabet Piyasasındaki her firmanın marjinal maliyeti, fiyata ve ortalama maliyete eşittir. Bu durum optimum üretim miktarı ve kapasiteyi sağlamaktadır. 

Tekel piyasasında uzun dönemde fiyat, marjinal ve ortalama maliyetin üzerinde olduğundan, atıl kapasite vardır, malın fiyatı sosyal maliyetin üzerindedir ve ekonomide israf vardır.

Tavan Fiyat Uygulaması

Bu fiyatlar, özellikle savaş ve kıtlık zamanlarında tüketiciyi korumak amacıyla çok görülür. Burada devlet, belli mal ve hizmetlerin satılabileceği maksimum fiyatları saptar. Savaş ve kıtlık dönemlerinde bir yandan ürünlerin azalması, öte yandan tüketicilerin psikolojik nedenlerle (ileride bu malı bulamayacağı veya fiyatın çok yükseleceği gibi) mala hücum etmeleri ve aşırı stoklama eğilimleri özellikle temel gıda maddeleri ve petrol gibi malların fiyatlarını yükseltir. Bu durum düşük gelirli gruplarını büyük bir sıkıntıya sokar. İşte devlet, bu sosyal grupların da zorunlu gereksinmelerini karşılayan mal ve hizmetleri satın alabilmelerini sağlamak amacıyla piyasa fiyatının altında bir resmi fiyat saptayabilir. Bu zorunlu fiyat indirimi arz edilen miktarda düşüş, talep edilen miktarda artış ve bir mal eksikliği meydana getirecektir. Bir başka deyişle, tavan fiyatları, malda bir talep fazlalığına yol açar ve değişim yapılan miktar denge düzeyinin altına düşer. Tavan fiyatların ko­nulması sonucu oluşan talep fazlasına ne olur? Serbest piyasa, fiyatın artmasına izin vererek talep fazlasının ortadan kalkmasına, böylece elde varolan arzın olası alıcılar arasında dağılımına olanak verir. Denge fiyatın altındaki bir tavan fiyatı talep fazlasına yol açar ve Karaborsayı davet eder. Karaborsa, malın mevcut piyasasına paralel, ama malın daha yüksek fiyatla işlem gördüğü yeni bir piyasa oluşumunu ifade eder. 

îş yeri sahipleri, bireysel olarak, kıt mallardan kimin alacağına karar verince, farklı bir sistem gelişecektir. Mallar "tezgah altında" saklanabilecek ve yalnızca sürekli müşterilere satılacaktır. Bu, Türkiye'de, benzin, tüpgaz ve bitkisel yağlar kıtlığının olduğu 1974-1978 yılları arasında görülmüştür. Söz konusu dönemde benzin istasyonu işleticileri, yalnızca sürekli müşterilerine satış yapmıştır. Kıt arz miktarını kime satacaklarına ya da kime satmayacaklarına satıcılar karar verince, kaynak dağılımı, satıcıların tercihleri ile gerçekleşecektir. Devlet eğer satıcıların tercihi ile gerçekleşen bu dağılımı beğenmezse en azından üç şey yapabilir.

Birincisi; satıcıların ilk gelene ilk hizmet edilir esasına göre satış yapmalarını zorunlu kılan yasalar çıkarabilir. 

İkincisi; devlet malı karneye bağlayabilir. Bunu yapmak için de varolan arza yetecek kadar kupon bastırıp bunu, malı almak için hem paraya hem de kupona gereksinimi olan alıcılar arasında dağıtacaktır. Tüketiciler ellerindeki kuponlarla sınırlı sayıdaki maldan kendilerine düşeni tavan fiyattan satın alırlar. İkinci Dünya Savaşı'nda bir ar Türkiye'de kentlerde insanlar "vesika" yoluyla ekmek, şeker, gaz satın aldılar. 

Üçüncüsü ve daha köklü bir yöntem olarak, eğer, devletin elinde mal stoku varsa veya malın dışardan ithalini gerçekleştirilebilirse, arzı arttırarak ekonomik ilkelere uygun bir şekilde fiyatı düşürebilir. 

Aşağıdaki     şekil-45,     tavan     fiyatı     uygulamasının     etkilerini göstermektedir.

Denge fiyatı (Pı) dir. Fiyat tavanı (P2) olarak saptanınca talep edilen miktar (Q2)'ye çıkar arzedilen miktar ise (Q3)'e düşer. Fiilen değişimi yapılan miktar ise (Q3> olacaktır. Talep fazlası ÇhCh olmasına karşın, fiyat tekrar dengeyi sağlamak için yasal olarak yükselmeyecektir. Eğer (Q3) kadar arz, Karaborsada satılırsa; tüketicilerin ödeyeceği fiyat (P3)'e yükselecek ve Karaborsacılar daha fazla gelir elde edeceklerdir. Çünkü tavan fiyattan malı satın alıp, Karaborsa fiyatıyla satmaktadırlar.

 

Şekil-45: Bir Fiyat Tavanı ve Karaborsa Fiyat 

Karaborsa Fiyatı

Fiyat yükselişleri görüldüğünde veya genellikle savaş ve bunalım devrelerinde devletin veya mahallî otoritelerin (belediyeler gibi) fiyatlara müdahale etmesi genel bir eğilimdir. Bu durumda satışların yasa yoluyla saptanan azamî fiyattan işlem görmesi zorunludur. Buna "narh" adı verilir. 

Şekil-46: Karaborsa Fiyatı Oluşumu 

Şekil-46'da piyasaya herhangi bir müdahale olmaksızın, DD talep ve SS arz fonksiyonlarının kesiştiği Eı noktasında piyasa dengesi OPı fiyatı ve OQı üretim düzeyinde dengeye gelecektir. Ancak müdahale organı, piyasada oluşan bu P] fiyatını tüketiciler için yüksek bularak, Pn gibi daha düşük bir fiyat belirleyebilir. Bu fiyat düzeyinde talep OQ3 kadar iken, arz OQ2 kadardır. (OQ2 < OQ3). Çünkü, müdahale organının böyle düşük bir fiyat belirlemesi nedeniyle bir kısım üreticiler üretim düzeylerini düşürürken, diğer yandan ortalama maliyetleri bu Pn fiyatının altında kalan firmalar da piyasadan çekilecektir. Bu nedenlerden dolayı toplam arz azalacak, yani arz eğrisi A noktasından itibaren S' olarak sola kayacaktır. Bu kayış sonucu oluşan yeni denge noktası E2, OP2 gibi çok yüksek bir fiyat düzeyinde ve OQ4 gibi bir üretim düzeyinde kurulacaktır. Böylece piyasada hem müdahale organı­nın belirlediği Pn fiyatı, hem de P2 gibi bir karaborsa fiyatı oluşacaktır. Öte yandan fiyatların bu denli yükselmiş olması, bir kısım tüketicinin talebinin azalmasına neden olacağından DD talep doğrusu, D'D' olmak üzere sola kayacaktır. Bu kayış sonucu oluşan yeni piyasa denge noktası E3, OP3 fiyat ve OQs üretim düzeyine karşılık gelecektir. 

Sonuç olarak, bir müdahale organının piyasa fiyat oluşumuna etkisiyle, bir yandan piyasada iki farklı fiyat geçerli olacak ve üretim, denge üretim düzeyinin altında seyredecektir. Piyasa fiyatına müdahale ile oluşan arz-talep dengesizliğini gidermek için tek çıkar yol olarak, başlangıçta tanımladığımız AB talep fazlasının müdahale organı tarafından karşılanması görülmektedir.

Taban Fiyat Uygulaması

Devlet, bazen bir mal ve hizmet için asgari ya da taban fiyat saptar. Emekçiler için asgari ücret, belli tarım ürünleri için destekleme fiyatları bu konuda iyi bilinen örneklerdir. Taban fiyat denge fiyatında ya da onun altında saptanırsa, hiç bir etkisi olmayacaktır. Çünkü denge hala ulaşılabilir durumdadır ve devletçe konulan taban fiyatla da tutarsız değildir. Ne var ki, taban fiyatın denge fiyatının üstünde olması halinde, bu fiyat bağlayıcı veya etkili bir fiyat olacaktır. Şimdi, bu bağlayıcı durumlarla ilgileneceğiz. 

Devletin özellikle tarım ürünleri piyasalarına müdahalede başvurduğu etkin bir yöntem; piyasa için bir destekleme fiyatı saptayarak, bu fiyattan ürün satın almaktır. Bu uygulamada devlet, piyasa denge fiyatının üzerinde bir taban fiyat belirler ve bu fiyattan kendisine getirilen ürünü satın alır. 

Ülkemizde Toprak Mahsulleri Ofisi, Fiskobirlik, Çaykur, Marmara Birlik, Tekel gibi kuruluşların yaptığı gibi, bu kuruluşlar ilgili malların piyasasına girerek belli bir fiyattan malı satın alırlar. Böylece bu malların fiyatının bu taban fiyatın altına düşmesine izin verilmez.

Taban fiyat uygulaması, piyasa döneminin uzunluğuna bağlı olarak farklı etkiler yaratır. Çok kısa piyasa dönemi, tarımsal üretimin biyolojik özelliği nedeniyle bitkisel ürünlerde çoğu durumda bir yıl kadar sürer. Ürünün hasadıyla başlayıp gelecek ekim mevsimine kadar süren çok kısa piyasa döneminde arz, birçok tarım ürününde, hemen hemen sabittir. Bu nedenle çok kısa piyasa döneminde arzın, şu ya da bu düzeyde belirlenecek taban fiyata herhangi bir tepkisi söz konusu değildir. Böyle bir durum, şekilde görülmektedir. 

 

Şekil: Çok Kısa Dönem 

Yukarıdaki şekilde, belirli bir yılın ürün arzının (S = Qı) olması üzerine, devletçe belirlenen destekleme fiyatı ya da taban fiyat, Pt'dir. Devlet Pt fiyatından kendisine getirilecek ürünü satın almaya hazır olduğundan hiç bir üretici, bundan daha düşük bir fiyattan ürününü satmaya razı olmayacaktır. Bu nedenle, piyasada tüketiciler de, ürünü devletçe belirlenen (Pt) taban fiyatından satın alacaktır. Ne var ki, (Pt) fiyatından tüketicilerin talebi, (Qt) kadardır. Bir başka deyişle, tüketiciler, piyasaya getirilen ürünün tamamını satın almazlar. Bu durumda, devlet, açıkladığı (Pt) taban fiyatı üzerinde, tüketicilerce satın alınmayan (Qı-Qt) kadar ürünü, satın almak zorunda kalacaktır.

Çok kısa piyasa dönemindeki bu uygulama; kuşkusuz üretici gelirlerinde önemli artışlara yol açar. Zaten uygulamanın amacı da, üretici gelirlerini artırmaktır. Ancak, bu uygulama, piyasa fiyatını yükseltmek suretiyle tüketicilerin büyük ölçüde rant kaybına yol açar.

Bir tarımsal ürünle ilgili destekleme fiyatının ekimden sonra, ancak hasattan önce belirlenmesi durumunda, artık kısa piyasa dönemi söz konusudur. Bu durumda, çiftçiler; su, kimyasal gübre, ilaç gibi verimliliği etkileyen aramalların farklı yoğunluklarda kullanarak, kısa dönemde piyasaya arzedecekleri mal miktarını belirli sınırlar içinde değiştirebilirler. Bir başka deyişle, tarımsal ürün arzı, kısa piyasa döneminde, az da olsa, belirli bir esneklik gösterir. Şekil böyle bir durumu yansıtmaktadır. 

Normal piyasa koşullarında ürünün fiyatı arz ve talebe göre oluşacağından (şekil) OPı fiyatında OQı kadar ürün satılacaktır. Devlet üreticileri korumak amacıyla ürünün taban fiyatını OPt düzeyinde tutmak isterse o zaman talep miktarı OQt'ye düşecektir. Fakat OPt yüksek fiyatı karşısında ürün arzı artacaktır (OÇh). Bu durumda, arz ve talep arasında BC aralığı kadar bir arz fazlası meydana gelince bu BC arz fazlasını devlet OPt fiyatından satın alacaktır. Bu durumda diğer özel girişim alıcıları da devletin uyguladığı fiyata uymaya zorunlu kalacaklardır. Dışsatımı olanaklı malların üretimini özendirmek için de destekleme alımlarına başvurulabilir. 

Şekil: Kısa Dönem 

Fiyat Sübvansiyonu 

Piyasa talebinin düşük bir esnekliğe sahip olması durumunda, piyasaya arz edilen mal miktarının herhangi bir nedenle artması; King Kanunu nedeniyle, üretici gelirlerini önemli ölçüde düşürür. Genellikle tarımsal ürün pazarlarında kendini gösteren bu tür durumlarda, hükümetler, üreticileri korumak amacıyla, zaman zaman, çeşitli mal ve hizmetlerde, fiyat sübvansiyonu uygulaması yaparlar. Şöyle ki; fiyatlar serbest piyasa koşullarında oluşur. Yani devlet müdahale etmez. Başka bir deyişle, piyasadaki alış-verişler cari fiyat üzerinden işlem görür. Ancak, devlet üretilen veya satılan her birim başına garanti bir fiyat verir. Garanti fiyat ile cari fiyat arasındaki farkı, üreticiye nakit olarak öder. Mali yardım, hem üreticiyi hem de tüketiciyi korumaktadır. Gerçekte tüketici bir birim malı, düşük piyasa fiyatından satın alarak belli bir avantaj sağlamaktadır. Oysa bu avantaj taban fiyat uygulamalarında yoktur. Özellikle stok yapılması güç olan tarımsal ürünlerde    destekleme    alımları    yerine    sübvansiyon    politikasına başvurulur.   Bununla   beraber   sübvansiyon   politikasının   destekleme alımlarından daha zor bir uygulama olduğu da açıktır. 

Hükümetçe belirlenen garanti fiyatının piyasa üzerindeki etkileri; ele alınan piyasa döneminin niteliğine bağlıdır. 

Çok kısa piyasa döneminde, garanti fiyatının, piyasa mekanizmasının işleyişi ve piyasa denge fiyat ve miktarı üzerinde, herhangi bir etkisi yoktur.

Bu nedenle, tüketici rantı değişmez.

Garanti fiyatı, çok kısa piyasa döneminde, yalnızca üreticilere hükümetçe yapılacak doğrudan sübvansiyon ödemelerinin hesaplanmasında kullanılan bir ölçütten ibarettir. Ne var ki, kısa ve uzun piyasa dönemleri için, aynı şeyleri söylemek olurlu değildir. Çünkü, piyasa dönemi uzadıkça, arzın fiyat esnekliği artar. 

Aşağıdaki şekil-44, fiyat sübvansiyonu uygulamasının kısa piyasa dönemindeki sonuçlarını göstermektedir.

 

Şekil-: Kısa Dönem

Buna göre, başlangıçta piyasa denge fiyatı (Pı) ve denge değiş-tokuş (mübadele) miktarı (Qı) iken hükümetin (Pg) gibi bir garanti fiyatı belirlemesi üzerine, piyasaya arzedilen mal miktarı (Qı) düzeyinden (Q2) düzeyine çıkmıştır. Piyasaya arzedilen mal miktarındaki bu artış, piyasa denge fiyatının (Pı)'den (P2)'ye düşmesine neden olmuştur. Piyasa denge fiyatının düşmesi, tüketicilerin elde ettikleri gönenci arttırmıştır. Ancak, tüketici gönencindeki bu artma hükümetin sübvansiyon yükünün artması pahasına gerçekleşmiştir.

Fiyat sübvansiyonu, ancak, yerleşik belge düzenine ve iyi örgütlenmiş mal borsasına sahip ülkelerde uygulanabilir. Çünkü, üreticilerin kendileri için saptanmış sübvansiyonu alabilmeleri; hem de fiyat yönünden, sattıkları malı belgelendirmelerine bağlıdır.

Taban fiyatın uygulandığı en önemli alanlar bazı tarım ürünleri piyasaları ve işgücü (emek) piyasasıdır. Türkiye'de Devlet tütün, fındık, buğday ve çay gibi bazı ürünler için taban fiyat uygular; ürünleri taban fiyattan satın almayı garanti eder. Üretici ürününü devlete veya devlet dışındaki alıcılara taban fiyatı üzerinden satar. Genellikle arz fazlası devletin elinde kalır ve devlet bu arz fazlasını daha düşük fiyata ihraç ederek, imha ederek, yakarak ( tütün ve çay) veya askeri birliklere ve okullara dağıtarak (fındık) elden çıkarmaya çalışır.

Devlet, öte yandan bazı ürünlerin ekim alanlarını sınırlandırarak arzı azaltmayı hedefler.

Üretim İmkanları Eğrisi Nedir

iktisadı tanımladığımız, ve iktisadi düşünme tarzının temellerini ele aldığımız ilk ünitede ekonomik ilişkileri açıklamada ve anlaşılır biçime getirmede modellerin kullanıldığından söz etmiştik. üretim imkanları sınırı, ekonominin en önemli kav-ramlarından kıtlık, seçim (tercih) ve fırsat maliyeti gibi temel kavramları açıklama-da kullanılan yararlı bir analitik modeldir Bir ekonomide binlerce mal ve hizmet üretilmesine rağmen, ekonomideki üretimin iki geniş kategoride toplanabileceğini varsayalım. Bunların da tüketim malları ve yatırım mallan olduğunu düşünelim, hatta kolaylık sağlamak amacıyla tüketim mallarını temsil etmek üzere tereyağını ve yatırım mallarını temsil etmek üzere de bilgisayarı örnek mallar olarak seçelim. Varsayımımızın gereği olarak tereyağı ve bilgisayar endüstrileri ekonominin tüm üretim faktörlerini kullanmaktadırlar. Üretim imkanları (sınırı) eğrisi, mevcut üretim faktörleri ve ürerim teknolojik veri iken. belirli bir dönemde ekonominin maksimum düzeyde üretebileceği çeşitli çıktı (ürün) bileşimlerini gösteren eğridir Tablo 1 de tereyağı ve bilgisayar için üretim imkanları sınırı üzerinde altı farklı secim gözlemi yapılmış ve Şekil 1 de bu tablodan hareketle oluşturulan üretim imkanları sının (eğrisi) çizilmiştir.

Bu ekonomide eğer tüm kaynaklar tereyağı endüstrisinde kullanılmış olsaydı, yılda 800 bin ton tereyağı üretilecekti ve hiç bilgisayar üretilmeyecekti. Şayet tüm kaynaklar bilgisayar endüstrisinde kullanılmış olsaydı yılda 500 bin adet bilgisayar üretilecekti ve hiç tereyağı üretilmeyecekti. Bu iki uç durum dışında, eğer ekonomideki kaynaklar iki endüstri arasında paylaşılmış olsaydı, örneğin C noktasındaki gibi 200 bin adet bilgisayar üretilmiş olsaydı geriye kalan kaynaklarla 650 bin ton tereyağı üretilirdi. Yada D noktasındaki gözleme göre 300 bin adet bilgisayar üretilmiş olsaydı, tereyağı üretimi 500 bin tona düşecekti Sekil 2.1 ve Tablo 2.1;de ekonomideki mevcut kaynakların tereyağı üretiminden bilgisayar üretimine kaydırılması durumunda yada tersi olduğunda maksimum düzeyde üretilebilecek olası üretim düzeyleri gösterilmiştir 

Gözlemler Tereyağı Bin Ton Alternatiflere
Göre Değişim
Bilgisayar
Bin Adet
Alternatiflere
Göre Değişim
Fırsat
Maliyeti
A 800 - 0 100 -
B 750 -50 100 100 0
C 650 -100 200 100 1
D 500 -150 300 100 1,5
E 300 -200 400 100 2
F 0 -300 500 100 3

6

Üretim imkanları eğrisi, kıtlığın sonuçlarını, ekonomideki tercihleri ve her tercihin fırsat maliyetini göstermektedir. Şekil 2.1 den üç farklı durum gözlenebilir. Bunlar eğri üzerindeki noktalar ile eğrinin içinde yada dışındaki noktalardır. İlk olarak eğri içindeki G noktasına bakalım. Bu bileşime göre ekonomide 300 bin adet bilgisayar ve 500 bin ton tereyağı üretilmektedir. Ancak üretim imkanları sınırı eğrisi bize aynı kaynaklarla daha fazla bilgisayar üretilmesinin mümkün olduğunu (E noktası gibi) yada D noktasına gelmekle daha fazla tereyağı üretilebileceğini göstermektedir. Hatta her ikisinden de daha fazla üretimin olası olabileceğini (D ve E arası) ortaya koymaktadır G üretim imkanları eğrisi içinde kalan noktalarda, ekonomi bazı nedenlerden dolayı iyi işlemiyor, dolayısıyla etkin üretim sağlanamıyor demektir. Bu da söz konusu ekonomide issizlik yada atıl kapa-sitenin mevcut olduğuna işaret etmektedir 

İkinci olarak, eğri dışındaki H noktası gibi bir bileşimi üretmenin imkansız olduğunu söylemek gerekir. Çünkü ekonomi bu düzeydeki bir üretimi gerçekleştirecek kaynaklara sahip değildir.

Üçüncü olarak, eğri üzerindeki her nokta etkin üretim bileşimlerini gösteren noktalardır üretim imkanları eğrisi üzerinde bulunan noktalar mevcut kıt kaynaklarla üretilebilecek maksimum üretim miktarlarını göstermektedir. Üretim imkanlar sınırı üzerinde yer alan söz konusu etkin noktalara ulaşıldığında (B, C gibi), mallar-dan birisini biraz daha fazla üretmenin tek yolu diğerini az üretmektir. Dikkat edilirse üretim imkanları sınırı orijine göre içbükey çizilmiş bir eğridir. Üretim imkanları eğrisinin niçin bu biçime sahip olduğu artan fırsat maliyeti kavramı ile ilgilidir.

Artan Fırsat Maliyeti

 

Tablo 1'de gözlemlenen üretim imkanları, ekonominin bütünü için fırsat maliye-ti kavramını açıklamaktadır. Daha fazla bilgisayar üretmenin fırsat maliyeti üretiminden vazgeçilen tereyağı miktarıdır Örneğin, toplum üretim faktörlerinden bir kısmını tereyağı üretimim üretimine kaydırdığında, D noktasından E noktasındaki bileşime geldiğinde 200 bin ton tereyağı üretiminden vazgeçerek 100 bin adet faz) t üretebilmiştir. Yani ekonomi D noktasında iken, 100 bin adet daha fazla bilgisayar üretmenin fırsat maliyeti 200 bin ton tereyağıdır.

 

Tabloda fırsat maliyeti konusunda gözlemlenen önemli bir durum artan fırsat maliyetidir. Çünkü gözlemlerde sırasıyla aşağı doğru inildikçe bilgisayar ürerimi artmaktadır. Bu artışların 100 er birimlik (bin adetlik) olduğu görülmektedir. Oysa vazgeçilen tereyağı üretimi ilk satırdan ikinci satıra geçişte 50 birimken (bin ton), üçüncü satıra geçişte  100 binme, dördüncü satırda 150. beşinci satırda 200 birime yükselmiştir. Yine son satırda 100 birimlik bilgisayar üretimi için vazgeçilen tere-yağı miktarı 300 bilim olmuştur. Buradan çıkan sonuç, bilgisayar üretmenin, tereyağı üretimi cinsinden fırsat maliyeti sürekli anmaktadır, iler ilave bilgisayar giderek daha fazla tereyağı üretiminden vazgeçmeyi gerektirmektedir. Bu durum artan

fırsat maliyeti olarak ifade edilir. O halde artan fırsat maliyeti, bir malın daha fazla üretilmesi için diğer maldan artan miktarlarda vazgeçilmesi gereken bir durum olarak tanımlanır, 

 

Peki anan fırsat maliyetinin altında yatan temel mantık nedir? Şimdi kısaca bunu açıklayalım Varolan sınırlı kaynaklardan bazıları tereyağı üretimi için uygun olurken, bazıları da bilgisayar üretimi için uygun nitelik taşımaktadır, örneğin, tereyağı üretiminde oldukça iyi olan işgücünün büyük bir kısmı, bilgisayar üretiminde iyi olmayabilir. Böylesi bir durumda daha fazla bilgisayar üretimi gerçekleştirilmek istendiğinde   giderek bilgisayar üretimi için uygun olmayan sadece tarımla ilişkili kişiler ve kaynaklar da bilgisayar üretimine kaydırılacaktır. Sonuçta verim düşüklüğü gözlenecek ve aynı sayıdaki bilgisayar üretimindeki artış için giderek daha fazla miktarda tereyağı üretiminden vazgeçilecektir. Yani çiticileri, gıda ve ziraat mühendislerini, gereğinden fazla toprağı bilgisayar üretimine yönlendirirseniz, bunun tereyağı üretimi acısından yüksek bir maliyet taşıyacağımı ve bilgisayar üretimine de çok az katkı yapacağını herhalde düşünebilirsiniz. 

Dikkat edilirse, yukarıda açıklamaya çalıştığımız artan fırsat maliyeti nedeniyle üretim imkanları eğrisi orijine göre içbükey çizilmiştir 

Fırsat maliyetini analiz etmenin bir yolu da, üretim imkanları sınırı eğrisine çizilen teğetlerin eğimini incelemektir Bunun için örneğimizde ki üretim imkanları eğrisine bakarsanız bilgisayar üretimi arttıkça eğim negatif olmakla birlikte sürekli dikleşmektedir çizilen teğetlerin eğiminin negatif işaretlisi marjinal dönüşüm oranı olarak tanımlanır. Marjinal dönüşüm oranı, bir maldan bir birim daha fazla üretmek için öteki maldan ne kadar fedakarlık etmek gerektiğini göstermektedir. Bu ise dikkat ederseniz fırsat maliyeti tanımı ile aynıdır.

AT ile tereyağı üretim miktarındaki değişim, AB ile bilgisayar üretimindeki değişim açıklanmaktadır. Tablo1'in son sütununda ise bu değerler hesaplanmıştır. Buna göre A dan B bileşimine geçilirken bir bilgisayar daha üretmenin fırsat maliyeti yarım ton tereyağı iken, C den D'ye geçişte 1,5 tona yük-selmiş ve E den F'ye geçişte ise 3 tona ulaşmıştır. Yani ilave bir bilgisayar üretebilmek için 3 ton tereyağı üretiminden vazgeçilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

 

Şekil 1'de açıkça görüleceği üzere, üretim imkanları eğrisi içbükey bir eğri olarak çizilmiştir. Bu eğriye göre fırsat maliyetini konuşurken, yani bilgisayarın tereyağı cinsinden fırsat maliyetini hesaplarken, ekonominin ürettiği her bir malın ne miktarda olduğuna bakmak oldukça önemlidir Ekonomideki kaynakların çoğu bilgisayar üretiminde kullanıldığı zaman, üretim imkanları sınırı eğrisi oldukça dikleşir. Çünkü tereyağı üretimine çok uygun olan üretim faktörleri bilgisayar üretiminde kullanılmaktadır. Bu durumda ekonomide vazgeçilen her bilgisayar için önemli miktarda tereyağında artış sağlanacaktır. Yada önemli miktarda tereyağı üretiminden vazgeçilerek ilave bir bilgisayar üretilecektir. Yine ekonomide kaynakların çoğu tereyağı üretiminde kullanılıyorsa, üretim imkanları sınırı eğrisi oldukça yatay bir hal almakladır Bunun anlamı tereyağı üretiminden çok az karlık yapmakla bilgisayar üretimi önemli ölçüde arttırabilecektir.

Fırsat maliyetinin anan olması durumunda üretimin imkanları eğrisi orijine göre içbükey olacaktır ve ekonomide en yaygın biçimde karşılaşılan durumu açıklamaktadır. Şayet fırsat maliyeti değişmiyorsa yani her üretim düzeyi için bir sabite eşit ise), böyle bir dununda doğru seklinde bir üretim imkanları eğrisi ile karşı karşıya kalırız